Dr. Berna Bridge.
Yazı Dizileri 8 Dk Okuma

Dik bir yokuş: Liderlikte kadınlar-2 Ön Yargı ve Ayrımcılık

Dr. Berna Bridge

Dr. Berna Bridge

Yazar

Geçen hafta, liderlik ve en üst düzey yöneticilik konumunda bulunan kadınların sayısının çok az olduğunu; bunun zorlu, dik bir yokuş olduğunu ve bu yolda mobbing, sözel ve fiziksel zorbalık da dahil birçok engelle karşılaşıldığını yazmıştım. Bu hafta her şey gözümüzün önünde olsa bile ben bazı alanlardan sayılarla örnekler vermek istiyorum.

Örneğin, dünyanın en büyük üç ülkesi olan ABD, Çin ve Rusya’nın bir tek kadın başkanı, cumhurbaşkanı veya başbakanı olmamıştır. Dünyanın yönetiminde en çok söz sahibi bu üç ülkenin erkek yöneticilerinin seçtikleri yardımcılarının da çoğunluğu erkektir, belki arada birkaç kadın olsa bile. Yani, tüm stratejileri erkekler belirler, tüm kararlar erkek gözü ile alınır, yasalar erkekler tarafından yapılır.

ERKEK GİBİ GİYİNMEK ZORUNDA HİSSEDEN KADIN YÖNETİCİLER

Araya girebilmiş Avrupalı birkaç kadın yönetici vardır. Örneğin, Merkel. Erkek gibi giyinir, Merkel’i ben hiç dantelli, pembeli, kadınsı, feminen giysiler, yüksek topuklu ayakkabılar içinde görmedim. Veya Margaret Thatcher. O dik yokuşu çıkabilmiş sayılı kadın ancak erkeksi davranışlar ve erkeksi giysiler içinde, kendilerini erkeksi göstererek liderlik alanında tutunabilmişlerdir.

Veraset yoluyla kraliçe olan İngiliz 1. Elizabeth evlenmekten korkmuş, hiç evlenmeyerek babasından devraldığı tahtı yönetebilmiştir. Evlenirse, eşinin ona ülkesini yönetme izni vermeyeceği, baskı altına gireceği korkusuyla bekar ve çocuksuz olmayı zorunlu hissetmiş, yaşamını eksik sürdürmüştür. Tersine erkek krallar çok eşliliğin ayrıcalığını yaşamıştır. (Doğuda harem veya Batıda çok sayıda metres)

MİLLİ EĞİTİM DE ERKEK EGEMENDİR

2. Elizabeth ise demokrasinin yerleştiği, dar yetkileri olan bir konumda bile kendisinden alt kademede olan eşini zapt etmekte zorlanmıştır. Osmanlı’da kadın padişah yoktur. Hepsi erkektir. Avantajı, kız kardeşler yaşamış, erkek kardeşler boğulmuştur. 102 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin tek kadın Başbakanı Tansu Çiller’dir. Ancak üç yıl başbakanlık yapabilmiştir. 99 yıl ülkemizi erkekler idare etmiştir. Türkiye’de ilk kadın bakan Türkan Akyol 1971’de göreve başlamıştır. Bakanların da çoğunluğu erkektir.

Ülke yönetenlerin dışındaki üst düzey yöneticilerin de ezici bir çoğunluğu erkektir. Örneğin, ülkemizde kadın Milli Eğitim Müdürü (İl Milli Eğitim Müdürü) sayısı çok azdır ve yıllara göre değişmekle birlikte genellikle 1 ile 3 kişi arasında kalmaktadır; 2019 verilerinde sadece 2 ilde kadın müdür varken, 2020’de bu sayı 3’e çıkmış, genel olarak büyük çoğunluk erkek yöneticilerden oluşur ve kadın yönetici oranı oldukça düşüktür.

MİLLİ EĞİTİM ERKEK EGEMENSE ÜLKENİN KÜLTÜRÜ DE ERKEK EGEMENDİR

Bu veriler, kadınların eğitim sisteminde üst düzey yöneticilik pozisyonlarında (İl Müdürü, İlçe Müdürü, Müdür Yardımcısı) azınlıkta olduğunu gösterir. Bu rakamlar sık sık değişse de kadınların Millî Eğitim Bakanlığı’ndaki yönetici kadrolarında önemli bir temsil oranına sahip olmadığını gösteriyor. Benzeri Talim Terbiye Kurulu için geçerlidir.

Neden Millî Eğitim Bakanlığından örnek verdim? Çünkü Millî Eğitim Bakanlığı tüm ülkenin ders kitapları, müfredat gibi sosyal değerlerine yani ülkenin kültürüne karar verir. Erkek Milli Egitim Bakanı, erkek Talim Terbiye Kurulu seçer, erkeklerden oluşan bir Talim Terbiye Kurulu doğal olarak yaşama erkek penceresinden bakar ve erkek değerlerine öncelik verir.

SUBLİMİNAL MESAJLAR

Subliminal denilen bilinçdışına yerleştirilen mesajlarla çocuklar daha ilkokuldan erkek kültürünün değerleriyle tanışır. Ders kitaplarındaki çizili resimlerde anne mutfakta ocak başında yemek yaparken, baba takım elbiseli kıyafeti, kravat ve evrak çantasıyla resmedilir. Ya da resimde iş adamı, yönetici erkek, sekreter kadındır. Ben yaşamımda bir defa kadın yönetici ve erkek sekreter resmi görmedim…

Biz bu kalıplarla büyürüz. Kadın demek hizmetkar, yemek yapan, sekreter olarak destek verendir. Erkek demek karar alıcı ve yöneten demektir. Birçok kadın şöyle cümleler kurar: “Eşim izin vermiyor.” Demek ki evde bile yönetici erkektir, kadının yaşamı erkeğin izinlerine bağlıdır ve genelde kadınlar eşlerine olan sevgiyle bunu tatlılıkla kabul eder. Aynı kapsamda okul müdürü de erkektir. Tüm izinler, çalışmalar, aktiviteler o erkeğin kararındadır.

GÖRÜNMEZ BİR CAM TAVANA ÇARPMAK

Biz bu örneklerle büyürüz. Evde baba yönetir. Okulda, üniversitede erkek müdür, rektör yönetir. İş yerinde erkek yönetir. Ülkeyi de erkekler yönetir. Bizim görevimiz destek ve hizmet görevidir. Kadınlar günümüzde müdür yardımcısı, ara yönetici olarak ülkemizde ve dünyanın çoğu ülkesinde kabul görür. Bir yerde onlar da üst yöneticiye destek kuvvettir çünkü. Ve arkalarında üst yönetici olan bir erkeğin gücü vardır, oradan destek alırlar.

En üst pozisyonlara ulaşamama konusu günümüzde literatürde “Cam Tavan” (Glass Ceiling) olarak adlandırılır. Kadın yükselemez. Yükselirken görünmez bir cam tavan onu engeller, durdurur. Fonksiyonu sekreter, ara görev olan müdür yardımcısı gibi konumlarda en yukarıdaki erkeğe destek olmaktır. Ötesi çok dik bir yokuştur. Cam tavan olduğu kadar kadınlar da bu mücadeleye girmeyi yeğlemez.

GİZLİ KÜLTÜR HEGEMONYASI

Böylece, ilkokul ders kitaplarından başlayarak, ailede, okulda, kitaplarda, müfredatta, yaşamın tam içinde, her yerde erkek kültürünün hegemonyası hakimdir. Gizli kültür hegemonyaları diyoruz buna. O kadar gizli, o kadar örtük olur ki, anlamayız bile. Yalnızca uyarız. Örneğin, ara yönetici, müdür yardımcısı bile olan kadın hemen erkek giysisi olan pantolon ceket, takım elbise kıyafetlerin içine girer. Bir tek kravatı eksiktir.

Beden diliyle verilen mesaj “Ben de artık yarı erkeğim, sizin kültürünüzün bir parçasıyım”dır. Ancak, erkek formuna girerek kendini kabul ettirebilir. Yönetici tarzı olarak kendine uyan feminen, kucaklayıcı bir tarzın değil, maskülen, sert bir tarzın içine girer. Yoksa yönetemez. Sözünü dinletemez. ‘Gizli Kültür Hegemonyası’ işte budur. İnsanlar erkek sözü dinlemeye alışıktır.

YALNIZCA ÜLKEMİZDE DEĞİL

Sayıların yıldan yıla değişmesine karşın, genel bir anlatımla İngiltere’de ilkokul öğretmenlerinin yaklaşık  % 80’ni kadındır. Ancak okul müdürlerinin % 50’si kadın, % 50’si erkektir. Ortaokul ve liselerde öğretmenlerin % 50’si kadın, % 50’si erkek, ancak, müdürlerin % 20’si kadındır. Yüksek okullarda 13 kadın müdür varken, erkek müdür sayısı 394’dür. Üniversitedeki kadın profesörlerin % 4.6’sı kadındır. (Coleman)

Buradan görülür ki erkekler öğretmenlikte azınlıkta iken okul müdürlüğü konumlarında çoğunluğa geçerler, yani azınlıktan seçilen çoğunluğu oluştururlar. Otomatik olarak var sayılan doğru budur, beceri ve zekaya göre bir seçim yapılmaya çalışılsa bile subliminal yetişme tarzımızla cinsiyet de devreye girer.

KADIN ERKEK ARASINDA SEVGİ VE DAYANIŞMA ÖNDEDİR

Tabii ki tüm bunlar adım adım, yavaş yavaş değişmektedir, yavaş yavaş liderlikte de daha eşit bir dünyaya doğru gidilmektedir. Bugün burada yazdıklarım bir grubu kötülemek veya bir grubu aşağı çekmek için değil, dünyanın evrimi, tarihi doğrultusunda yüzyıllar, binyıllar içinde şekillenmiş bir liderlik kültürünün ve gizli kültür hegemonyalarının bizlerin algısını nasıl şekillendirdiği, yönettiği üzerinedir.

Burada yazdıklarım kültürlerimiz içindeki var oluşumuzla ilgili bir farkındalık içindir. En üst düzeydeki karar vericiler, erkekler çoğunlukla bilinçli olarak liderlikte kadınları engellemeyi düşünmez, planlamaz, bir cam tavan inşa etmez. Yaşamın doğal akışı içinde, doğal algılarımız, çocukluktan öğrendiklerimiz, bilinçdışımıza yerleşenler içinde tüm bunlar oluşur, değişim yavaş ve sancılıdır ama mevcuttur. Farkındalığımız arttıkça değişim hızlanacaktır.

Kadın erkek arası düşmanlık değil, sevgi ve dayanışma önceliklidir, öndedir.

Dayanışma ve sevgi en değerli hazinemizdir…

Paylaş: