Kalite yönetimi doğrultusunda itibarlı yönetici öncelikle kendisini sürekli yenileyen, geliştiren, etik davranan bir kişidir.
● Öğrendiklerini kurumundaki diğerleriyle paylaşan, üreten kişidir.
● Kalite kurumunun itibarlı yöneticisi, yöneticiden çok eğitimsel bir liderdir. Öncelikle örnek olarak liderlik yapar.
● Ayrıca, kurumun misyon, vizyon ve değerlerinin hazırlanmasına öncülük eder, misyon, vizyon ve değerler belirlendikten sonra bunların yerine gelmesini sağlar.
● Kurumunun her açıdan kaliteli olması için gereken değerlendirmeyi yapar. Paydaşlardan geri bildirim alır.
● Kurumunda takım çalışması için gerekli alt yapıyı hazırlar. Etik değerlerin uygulanması için çalışmalar yapar.
● Kalite yönetimi uygulayan yönetici demokratiktir. Kurumunda dikey hiyerarşiden çok yatay hiyerarşi kullanılır.
● Kurum çalışanlarına kendilerini geliştirebilecekleri ve becerilerinin sergileyebilecekleri olanaklar yaratır.
● Gücünü elinde tutmak yerine diğerlerini yetkilendirir, gücünü paylaşır. Kurumunu sevgi ve saygı değerleri içinde yönetir.
● Yönetici bir lider durumunda, kurumunda bazen teknik eleman olarak bir ‘yönetim mühendisi’, bazen insan olarak ‘insan mühendisi’, bazen eğitimci olarak ‘klinik pratisyen’, bazen sembolik olarak ‘şef’, bazen kültürel olarak ‘hoca’ kimliğine bürünür.
Eski paradigma
● Yönetim
● Dikey hiyerarşi
● Belirli roller
● Bireysel Sorumluluk
● Otokratik
● Uzmanlık hizmeti vermek
● Statüye değer vermek
● Verimli olmak
● Kontrol etme
● Güç
Yeni paradigma
● Liderlik (herkes yönetici)
● Yatay hiyerarşi
● Esnek roller
● Paylaşılan sorumluluk (takım çalışması)
● Paylaşımcı
● Uzmanlığı geliştirmek
● Herkese değer vermek
● Etkili olmak
● Demokratik yaklaşım
● Gücü paylaşma
ÖN HAZIRLIK VE PLANLI OLMAK DEĞERLİ
İyi hazırlık yapılmamış ender etkinlik iyi gider. Genelde iyi hazırlık yapılmamış etkinliklerin çoğu kötü gider. Kaliteli bir iş ancak önceden iyi hazırlık ile mümkün olur. Diğer adıyla günlük plan dediğimiz günlük ön hazırlık kaliteli bir hazırlık olmalıdır. Yöneticinin planlı olması ilk şarttır. Günlük, aylık, yıllık hatta beş yıllık plan…
Bunun dışında yöneticinin en büyük desteği olan, sekreter, memur, işçi, herkes kurumu iyi yönetmekle sorumludur.
● Kuruma gelen herkesi bekletmeden gereken birimlere yönlendirmeli,
● Beklemek zorunda kalanlarla ilgilenmeli, gerekirse onlara çay ve kahve servisi yapılmasını sağlamalı,
● Telefonları bekletmeden yanıtlamalı,
● Herkese karşı kibar ve sabırlı olmalı,
● Etik değerler içinde hareket etmeli,
● Ofisi ve giyimi temiz/ tertipli olmalı,
● Yazıları yanlışsız yazmalı,
● Her çeşit detayı izlemeli, not almalı, unutmamalı,
● Herkes gibi işini sevgiyle ve ilgiyle yapmalıdır.
● İşçiler,
● Temiz ve tertipli giyinmeli,
● Sağlık denetimlerini aksaksız yapmalı,
● İşlerini en temiz ve hızlı şekilde yapmalı,
● Herkese karşı kibar, güleryüzlü ve incelikli olmalı,
● Etik değerler içinde hareket etmelidirler.
ÇOKLU ZEKÂ KAVRAMINDAN ZEKİ KURUMA
1993 ‘ında Howard Gardner’ın tanıttığı çoklu zekâ kuramıyla kişilerin birçok farklı yönden zeki olabilecekleri anlaşıldı. Eski anlayışta zeki sözcüğü matematik zekasıyla örtüşürdü. Ancak çoklu zekâ kavramı ile çocukların müzik, bedensel, sanatsal gibi birçok farklı açıdan zeki olabilecekleri kavramı eğitime yerleşti. Çoklu zeka kuramının bir uzantısı olarak Mac Gilchrist, Myers ve Read 1997 yılında ‘zeki kurum’ tanımını yaptılar.
‘Zeki kurumu sahip olduğu bilgi ve becerileri tüm kurumda maksimum etki yapacak şekilde uygulama becerisi olan kurum’ olarak tanımlarken böyle kurumların dokuz zekâ özelliği olduğunu belirttiler. Bu dokuz zekâ özelliği aşağıda belirtilmiştir:
● Stratejik zekâ
● Akademik zekâ
● Pedagojik zekâ
● Demokratik zekâ
● Duygusal zekâ
● Etik zekâ
● Bağlamsal zekâ
● Ruhsal zekâ
● Derinlemesine düşünen zekâ
Sonuç olarak, kaliteli kurum kavramının içinde bu dokuz özelliği taşıyan kurumlar bulunmaktadır.
KALİTELİ KURUM
● Kaliteli kurum doğru yöntemlerle çalışır.
● Ceza yerine ödüllendirme yöntemleri kullanır.
● Müşteri ilişkisi yakın, güleryüzlü ve sıcaktır.
● Çalışanlarına zaman kullanma becerileri, dinleme becerileri gibi beceriler kazandırır.
● Çalışanları için öğrenmeyi zevkli bir duruma getirir.
● Çalışanların sağlık ve gelişmelerine özen gösterir. Beslenme, sağlıklı yaşam, spor, stresle baş etme gibi konularda bilgilendirir.
● Çalışanların kişisel ve sosyal gelişimlerini sağlar.
● Çalışanlarının duygularına, etik değerlerin eğitimini, sağlıklı iletişim eğitimini verir.
● Seçimlerinde gerekli bilgilendirmeleri yapar.
● Çalışanlarının psikolojik gelişimlerini izler ve gerekli desteği verir.
● Çalışanlarına demokratik toplumda yaşama ve görev alma konusunda eğitim verir.
MÜŞTERİ ŞİKAYETLERİNİN YÖNETİMİ
Büyük bir çarkın döndüğü her kurumda devre devre şikayetler olabilir. Bu doğaldır. Bu yönetimi ürkütmemeli, dönen çarkın doğal bir parçası olarak algılanmalıdır. Çalışanlar, memur, işçi gibi zincirin her halkası ile ilgili şikayetler dinlenmeli, bu şikayetlere değer verilmeli ve gereği yapılmalıdır.
Müşteri değerlendirmeleri yapılmalı, önceki yazılarımda belirttiğim yazılı değerlendirmeler kullanılmalı, gelişim için gerekli değişiklikler uygulanmalıdır. Müşteri anketleri gibi. Tüm paydaşlara devre devre anketler uygulanmalı, anket sonuçları istatistiksel olarak değerlendirilmeli, yine gerekli değişiklikler uygulamaya konmalıdır.
ÇALIŞANLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ, TANINMASI, TAKDİR EDİLMESİ
● Yönetici dahil, kurumdaki tüm çalışanların devre devre değerlendirilmesinin yapılması gereklidir. Bu ürkütücü olmamalı, gelişimin bir parçası olarak görülmelidir.
● Değerlendirilme yapılmadığında gelişim de durur. Ayrıca, değerlendirme, çabanın takdir edilmesi için de bir olanak yaratır.
● CEO’dan işçiye, her çalışan ve iyi iş çıkaran kişi takdir edilmek ister. Takdir edilmeyen kişinin motivasyonu ve çabası düşer. Bu nedenle iyinin dile getirilmesi olumlu bir adımdır.
● Tüm bu prensipler her kuruma uyarlanabilir. Uyarlanmalıdır.
İTİBARI ÖNEMSEMEMEK
Yukarıda yazdıklarıma benzemeyen bir biçimde kişisel itibarı önemsememek, bu işi dışarıdan şirketlere havale edip, «Onlar benim itibarımı korur» düşüncesiyle her çeşit itibarsızlığı yapmak uzun vadede kazandırmaz. Dizinin başında yazdığım gibi kişisel itibar 3-4 aylık, 3-4 yıllık bir süreç değil, 30-40 yıllık, tüm yetişkin yaşamı kapsayan bir süreçtir.
Annesi dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olan Birleşik Krallığın Kraliçesi 2. Elizabeth’in oğlu Andrew bile itibarsızlığın pençesinden kaçamamıştır. Prens olmak, çok paraya sahip olmak uzun vadede işine yaramamıştır. Gazetelere, hapislere düşmüş, tüm itibarını kaybetmiştir. «Herkes yapıyor, ben de yapıvereyim» anlayışı onun elinde patladığı gibi herkesin elinde paylayabilir. «Değer mi, değmez mi» sorusu bu noktada öne çıkar…
Haftaya olası engeller ile devam edeceğim…
