Bu toprakların evladı olarak bizler binlerce yıldır burada yaşayan atalarımızın izlerini halen üzerimizde taşımaktayız.
Geçen haftalarda yurdumuza, dünyamıza, kültürümüze sahip çıkmanın bir yolunun da akademik araştırmalar, arkeoloji, ilim, bilim ile olduğuna değinmiştim. Topraklarımızın tarihini yazmayı yabancıların taraflı gözüne bırakmak yerine kendimizin bu tarihi arayıp, bulup, kendimizin yazması gerektiğine değinmiştim. Buna “Yumuşak Güç” dendiğinden söz etmiştim.
Yabancıların bu gücü çok iyi kullandıklarından ancak tarafsız olmadıklarından da bahsetmiştim. Topraklarımızın en eski tarihi arkeoloji ve antropoloji ile anlaşılabiliyor. Ben de birçok arkeolog, jeolog, antropolog ile konuşarak, bilgi alarak burada sizlerle bu bilgileri gelecek haftalar boyu paylaşacağım. İzmir Arkeologlar Derneği Başkanı Fatma Ela Baltutan şöyle anlatıyor:
SAYISIZ MEDENİYETE EV SAHİPLİĞİ YAPMIŞ ANADOLU TOPRAKLARI
Sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu toprakları üzerine bin bir emek ve can vererek kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nde tüm arkeolojik araştırma ve kazılar devletin himaye ve kontrolünde, büyük bir titizlikle sürdürülmektedir. Yurdumuz bir açık hava müzesidir ve tüm geçmişimiz bu topraklarda kayıtlıdır.
2025 yılında Cumhurbaşkanı/Bakanlar Kurulu kararı ile ülkemizde toplam 56 ilde yerli bilim insanları tarafından yürütülen kazı sayısı 183 adet, yabancı bilim insanlarınca yürütülen 29 adet, bakanlığa bağlı müzelerce yapılan 59 adet, kurtarma kazıları 186 adet, 1.ve 2.Derece Arkeolojik Sit Alanlarındaki sondaj kazıları 75 adet, kamu yatırım alanlarında yürütülenler 7 adet, su altı kazıları 7 adet olmak üzere toplamda 546 adet arkeolojik kazı çalışması gerçekleştirilmiştir (kaynak: kvmgm.ktb.gov.tr).
DÜNYA KÜLTÜR MİRASININ ÇEKİRDEĞİ
Söz konusu kazılar sayesinde her yıl müzelere binlerce eser teslim edilmekte, onlarca taşınmaz kültür varlığı dünya kültür mirası belleğine kaydedilmektedir. Bu rakamlar bize ülkemizin dünya kültür mirasının çekirdeği, hafızası olduğunu kanıtlamaktadır. 1.2 milyon yıl öncesinden başlayarak günümüze kadar kesintisiz bir biçimde insanın varlığına ve ürettiklerine şahit olduğumuz Anadolu topraklarıdır.
40’ın üzerinde devlet ve imparatorluğa,120’den fazla antik kent ve eski yerleşime, bunların kuruluş ve yıkılışına, sayısız savaş, doğal afet ve efsaneye, tek tanrılı ve çok tanrılı dinlere ev sahipliği yapmıştır. Pek çok efsanede (İlyada ve Odyssea, Gılgamış, Aeneas Destanları…) Anadolu başroldedir.
EMPERYALİST DEVLETLERİN HIRSLI POLİTİKALARI
Bunun yanı sıra bugün kendini modern ve üstün gören Batı ülkelerinin birçoğu kökenini Anadolu topraklarından doğan efsanelere dayandırmaktadır. İşte bu noktada bundan çok değil 150 yıl önce emperyalist devletlerin hırslı politikalarına alet olan arkeoloji bugün okuduğumuz tarihin yazılmasını sağlamıştır.
Ancak yapılan bilimsel arkeolojik araştırmalar ve son yıllarda Türk araştırmacıların ortaya koyduğu savları da destekler nitelikteki epigrafik çalışmalar bunca medeniyetin kurulup yıkıldığı, nice efsanelerin yaşandığı Anadolu topraklarının Batı’nın bize dediği gibi bir ‘‘köprü, geçiş yeri‘‘olmadığını ispatlamıştır. Anadolu; aksine dışardan gelenlerin yerel halklar (Luvi, Hatti, Urartu, Frig, Lydia, Lykia, Karia ve daha niceleri) ile kah kaynaşarak kah savaşarak dönüştüğü, kısaca güneşin yeniden doğduğu yer olmuştur. Ve bu toprakların evladı olarak bizler binlerce yıldır burada yaşayan atalarımızın izlerini halen üzerimizde taşımaktayız.
